İçeriğe git

Ana menü:

Ayşe Ersayın & Semiramis Pekkan


Kısa saçları, jeanleri, spor pantolonları, tişört üzerine giydiği gömlekleri ve spor ayakkabılarıyla, çocukluğumun en cool teyzesiydi o. Sık sık evimize gelirdi, ailemizden biriydi o. Önceki zamanlar asistan, sonra alnının teriyle yönetmendi. Kadının ev hanımlığını, şarkıcısını, oyuncusunu, öğretmenini, halkla ilişkiler uzmanını, doktorunu görmüştüm ama yönetmen? Vay be, yönetmendi o... Hiçbir kadın değilken, öncüydü o. Televizyonda izlediğimiz kliplerin birçoğunu o çekiyordu. Şov programlarını, yılbaşı programlarını...
Değişik bir hayatı vardı. Önce evliydi, sonra bekar. Deli gibi çalışıyor, sanat dünyasının kadınlarıyla uğraşıyordu. Kimler kimler yoktu ki listede... Bülent Ersoy'dan Ajda Pekkan'a, Gülben Ergen'den Harika Avcı'ya, Muazzez Abacı'dan Zerrin Özer'e, Nilüfer'e, Yıldız Tilbe'ye, Seda Sayan'a... Liste uzar gider öyle. Müthiş bir sabır, anlayış ve azim taşıyordu içinde. Ee bu kadar sanatçıyı idare etmek bir sanat değilse neydi ki... Başına ne gelirse gelsin gülmeyi başarıyordu. Çocuklarının kusurunu görmeyen anne misali... Anne olmadı ama bir sürü kızı ve oğlu vardı. Kariyeri boyunca sektördeki gençlere yardım etti, önlerini açtı, onları yetiştirdi. Biraz daha büyüdüğümde en büyük zevkim, onun çekimlerine gitmek ve izlemekti. Sonra elime birkaç iş tutuşturdu. Montajlara girdim, set arkasında ona yardım ettim. Yumuşacık biriydi o; hani buralarda pek de denk gelemediğimiz birkaç iyi kalplidendi. Ortaokul- lise çağlarıma gelince onun gibi yönetmen olmak istedim. "Ayşe Teyze bana da öğret", "Ayşe Teyze beni de götür."
Onunla bir kere çalışan kadın şarkıcılar bir daha bırakamazlardı çünkü Türkiye'de, çekimlerde kadınları en güzel halleriyle çıkaran yönetmen oydu. Işıkta uzmandı... Ne kavgalar koptu uğruna. Şarkıcılar birbirine girdi, 'Ayşe benim yönetmenim!' diye. Hırs işte, kıskançlık işte, olur öyle...

ONU ÖRNEK ALDIM
Sonra üniversitede radyo-TV-sinema okudum, onun gibi yönetmen olacaktım. Ayşe Teyze'den Ayşe Abla'ya geçtik o yıllarda. Arkadaşlığımız, annemi-babamı aşmıştı. Ezberlerin dışında, tek başına dimdik ayakta duran, işine aşık, arkadaşlığı güçlü haliyle çok seviyordum onu, örnek alıyordum. Sonra benim kariyer maceram başladı, beraber çalıştık. En sevilen klibim 'Sabıkalı'yı, Bodrum'da evde otururken fotoğraf makinasıyla çektik. Sonra başka klipler, programlar...
Ayşe Abla'dan Ayşe'ye geçtik. Yaşlanmıyordu ki o... Ben büyüyordum ama o daha da gençleşiyordu sanki.
Yıllarca beraber nasıl da güldük, ağladık, hüzünlendik, boşverdik, hayaller kurduk, bunaldık, Gümüşlük'e kaçtık, Mimoza'da gün batırdık, sevindik, sabahlara kadar sohbetler ettik, kimselerle konuşmadıklarımızı anlattık...
'Ayşemiz'di o; kendimi bildim bileli hayatımızda olan Ayşemiz... Ayşe Ersayın...

SENİ ÇOK SEVDİK
Çarşamba sabahı gelen bir telefonla öğrendim onu kaybettiğimizi. Sanki hayatımdan, anılarımdan, hatırlayıp bağrıma bastıklarımdan kocaman bir parça koptu gitti. Bir daha geri gelmeyecek ki... Ona söyleyemediğim sözler toplandı, boğazımın ortasına oturdu. Ah o sözler, yarına ertelediğimiz... Yarın olacak mı bilmezken üstelik.
Bir gün bile çevresindeki kimseye kötü bir an yaşatmamış, çalışmış, çok çalışmış, hayal kurmayı bırakmamış, gülümsemesini eksik tutmamıştı o. Güle güle Ayşem, Ayşemiz... Seni çok sevdik... Bugün başka bir şey yazabileceğimi zannetmiyorum. Başımız sağolsun.




İçeriğe dön | Ana menüye dön